Logo Background RSS

Cumhuriyet Bayramı

  • Yüce dinimiz toplumsal hayatın her seviyesinde sevgiyi, şefkat ve merhameti, birbirini dinleme ve fikirlere saygı göstermeyi insan ilişkilerinin vazgeçilmez şartı sayar; despotizmin, baskıcılığın her çeşidini reddeder.

    Kur’ân-ı Kerîm’de, “mütekebbir, müstekbir, cebbâr, fahûr, anîd” gibi kelimelerle anılan despot kişiler ve zümreler şiddetle eleştirilmiştir. Zira baskıcı tutumlar, yeryüzünün en şerefli varlığı olarak yaratılan insanın fıtratına aykırıdır. Allah Teâlâ, “Gerçek olan Rabbinin katından gelmiştir; artık dileyen İman etsin dileyen inkâr etsin..”[l] buyurarak insanları kendisine inanıp inanmamakta bile hür bırakmıştır. Çünkü ancak hür olanlar yaptıklarından sorumlu tutulabilir. Şu halde Yüce Allah insanların birbirine baskı uygulamalarına razı olur mu?

    Baskıcı bir ortamda insanların “doğal hakları” denilen, Allah’ın onlara doğuştan lutfettiği haklarının korunması mümkün değildir. İnsanlar topluma faydalı olabilecek fikirleri rahatça üretemez, ifade edemezler; hakkı savunup haksızlığı yeremezler. Bu da sonuçta topluma, onun maddi ve manevi gelişmesine zarar verir. Onun için Resûlullah Efendimiz, toplumsal konularda “Ben böyle istiyorum! Ben ne istersem o olur” dememiştir; aksine, farklı görüşleri almaya önem vermiştir. Nitekim Hendek Savaşı öncesinde, kendisi farklı düşünmesine rağmen, çoğunluğun görüşünü uygulamıştır. Kezâ Peygamber Efendimiz’in bu dünyadan ayrılırken, kendi yerine bir yönetici atamaması da onun, toplumun hür iradesine ne kadar büyük bir değer verdiğini göstermektedir. Çünkü Efendimiz, sapkın inanç ve düşüncelerle kirlenmemiş vicdanların kararlarına güveniyor, ümmetinin yanlış üzerinde birleşmeyeceğine inanıyordu.

    Değerli Müminler!

    Bizim ecdadımız da, dünyanın başka toplumlarında olduğu gibi saltanatı despotizme çevirmemiş; o çağların şartlarının elverdiği ölçüde, insan hak ve hürriyetlerine saygılı olmaya özen göstermişlerdir; hatta insan hak ve özgürlükleri konusunda, bazı bakımlardan bugünün gelişmiş toplumlarına bile örnek olacak uygulamaları başarmışlardır. Sadece, çok dinli ve çok kültürlü bir şehir olan Kudüs’teki, İstanbul’daki yüzlerce yıllık uygulama bile, bırakın Müslümanları, insanlık için dahi onur verici örneklerle doludur.

    Aziz Müslümanlar!

    Geçtiğimiz asrın başlarından itibaren ülkemiz ve dünya Müslümanları büyük acılar çekti; bir kısmı uzun yıllar işgal ve sömürü altında yaşadı… Bizim ülkemiz de aynı tehlikenin kenarından döndü. Allah’ın lutfu ve bu milletin kahramanlığı sayesinde ülkemiz bağımsızlığını korudu. Kurtuluş savaşında düşmanların “imkânsız” dediğini başardık. Dünyanın, “Artık her şey bitti!” dediği noktada bu millet, kendisine inanan ve güvenen yürekli liderleri ve kumandanlarıyla vatanını, bağımsızlığını ve kutsal değerlerini yok olmaktan kurtardı. Sonra milletimiz, bu büyük zaferin şanlı lideri ve kumandanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında, cumhurun yani milletin iradesine saygıyı, sistemin temeline koyan bir yönetim şeklini benimsedi. Önümüzdeki 29 Ekim’de bu büyük kararın 86. yılını idrak ediyoruz.

    Bu vesileyle vatanımız ve kutsal değerlerimiz uğruna hayatlarını feda etmiş şehitlerimizi, bugünkü özgür ülkeyi bize armağan ederek bu dünyadan ayrılan bütün geçmişlerimizi rahmetle anıyor; bağımsızlığımızı, dirliğimizi, birliğimizi daim kılmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
    ______________________
    [1] Kehf, 18/29.
    [2] Kenzü’l-ummâl, III, 276, (6480).

    Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
    İstanbul Müftüsü

Advertisement

Yorum Yap